Haber Detayı
20 Mayıs 2018 - Pazar 17:07
 
ENİS TÜTÜNCÜ "CHP ORTAK AKIL PLATFORMU"NU ANLATTI
Nurzen Amuran sordu, Ortak Akıl Platformu Üyesi, Eski CHP Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü yanıtladı
Gündem Haberi


Nurzen Amuran: Sayın Tütüncü, bu seçimlerde aday olmayı düşünmediniz ama siyaset ortamındaki çalışmalarınız devam ediyor. “Tek aklın egemen olması” için çalışan AKP’ye karşı, siz “CHP Ortak Akıl Platformu’nu” kurdunuz, Bu platforma kimler katıldı, bu platform çerçevesinde neler yaptınız ve neler yapmayı hedefliyorsunuz?

Enis Tütüncü: Haklısınız! “Tek Aklın’’ egemen olması için çalışan bir siyaset ortamında biz gerçekten, “Ortak Aklı” harekete geçirmeye çalışıyoruz. Bu yolda belli bir mesafe aldığımıza da inanmaktayız. Buna değineceğim. Ancak önce CHP Ortak Akıl Platformu’nun (OAP) kuruluşu, amacı ve katılımcıları hakkında bilgi vereyim.

Platform olarak kendimizi, CHP'nin başkalaştırma girişimlerine son vermek isteyen, CHP'nin kurucu ilkelerinde vücut bulan değerleriyle yeniden bütünleşmesini amaçlayan bir "düşünce üretme ve politika oluşturma platformu" olarak tanımladık.

Platformda ortak siyaset duyarlılığımızı taşıyan, ancak siyasete çeşitli nedenlerle tam olarak katılamamış akademisyen, diplomat, bürokrat, teknokrat, iş adamı ve bağımsız çalışan arkadaşlara ağırlık vermeyi uygun gördük. Milletvekilleri olarak sayımızı sınırlı tuttuk ve ön plana da çıkmamaya özen gösterdik. Platform üye sayımız, 50’nin üzerindedir. Bu söyleşideki soruların gerektirdiği sınırlamalar uyarınca, tümünün ismini sayamayacağımıza göre, yanlış anlaşılmamak adına burada isimleri zikretmeyeyim.

Belli bir süre sonra benzer gerekçelerle kurulmuş Ankara Dayanışma, Tabanın Sesi ve Eskişehir Karıncalar Grubu ile irtibat kurduk ve onlardan temsilcileri düzeyinde platforma katılım sağladık.

Amuran: Çalışmalarınızla da ilgili bilgi alalımŞimdiye kadar neler yaptınız?

Tütüncü: Neler yaptığımıza gelince; Kürt sorunu, anayasa, dokunulmazlıklar, eğitim, ekonomi, tarım - gıda ve başkanlık sistemi gibi konulara öncelik verdik. Çalışma grupları oluşturduk ve öneri raporlarını hazırladık. Bunları CHP Genel Merkezi ve takiben kamuoyu ile paylaşmaya hazırlanırken, 15 Temmuz Fetullahçı terör kalkışması oldu ve bilindiği gibi arkasından Referandum sürecine girildi. Öngörülmeyen hadiseler, çalışma programımızı altüst etmişti.Acilen yeni bir pozisyona girmemiz gerekliydiBu nedenle Sn. Kılıçdaroğlu’ndan randevu talep ettik. Eksik olmasınlar 23.01.2017 tarihinde OAP temsilcilerini (7 kişi) genel merkezde kabul ettiler. Görüşmede referandum kampanyasında cepheleşme görüntüsünün getireceği olumsuzluklara dikkat çekerek “cephe olmayan bir cephe yaratılmasını” önerdik. Bu bağlamda hangi sebeple olursa olsun “HAYIR” tercihinin herhangi bir partinin kurumsal kimliğiyle özdeşleştirilmemesi gerektiğini de dile getirdik.Ayrıca CHP OAP olarak, Türkiye'nin dört bir yanında kurulan diğer platformlarla irtibata geçebileceğimizi ve söz konusu toplumsal dinamiklerin referandum çalışmalarına daha etkin şekilde katılmalarına yardımcı olabileceğimizi belirttik. Çalışmalarımızın genel merkezin bilgisi, hatta koordinasyonu çerçevesinde yürütmek istediğimizi ve bunun daha yararlı gördüğümüzü ifade ettik.

Sonuç ya da durum ne oldu derseniz, alan çalışmalarımızdan çektiğimiz fotoğraf ve yorumlarımız, 13 Nisan 2017 günü, yani referandumdan 3 gün önce, platform adına bizzat benim tarafımdan Sn. Kılıçdaroğlu’na yollandı.

Referandumdan hemen sonra ise, bir yandan DP Gn. Mrk.’ne, Tekirdağ (E.) Mv. Ve Gn. Bşk. Yard. Sn. Muhtar Mahramlı ile bilgi aktarırken, diğer yandan da Sn. Temel Karamollaoğlu’nu ziyaret etme gereğini duyduk. Bu yapılması gereken bir teşekkür ziyareti idi. Çünkü Sn. Karamollaoğlu referandum çalışmalarımızda, özellikle benim, SP örgütlerini ziyaret etmemin önünü açmıştı. Platform adına benim gitmem uygun görüldü. Temel Bey ile yanında iki Gn. Bşk. Yard. olmak üzere, SP Gn. Mrk.’de görüştüm. Çok yararlı bir görüşme olmuştu. Görüşmenin içeriğini bir mesaj halinde Sn. Kılıçdaroğlu’na ilettim ve kendisinin de en kısa zamanda Sn. Karamollaoğlu ile görüşmesini önerdim. Anımsanacağı üzere, söz konusu görüşme gerçekleştirildi. Demem odur ki, bizim söz konusu çabalarımız kanımızca, Millet İttifakı ve Sıfır Baraj Projesi oluşumuna, belli ölçüde öncü olmuştur diye düşünülebilir. Ne dersiniz?

Amuran: Siyasetin her zaman böyle öncü çalışmalara ihtiyacı var. Bugün seçim ortamında neler yapıyorsunuz?

Tütüncü: Geçen hafta başında, makro sosyo-ekonomik bir vizyon ve içerikle hazırladığımız “Yeniden Cumhuriyet Programı” taslağını, seçim strateji açısından yararlanılması umudu ile, başta Sn. Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’nin kimi kurmaylarına elden yolladık.

Bundan sonra neler yapmayı hedefliyoruz? Referandumun “Hayır” cephesini, seçimlerin sonuna kadar tüm gücümüzle genişletmeye ve güçlendirmeye çalışacağız. Çünkü referandumdaki “Evet” cephesindeki yurttaşlarımızın, önemli oranda buradan kopmakta olduklarını gözlemlemekteyiz.

Amuran: Mecliste çoğunluk AKP’nin. Sayısal üstünlükle istenilen yasayı çıkarılabilmekteydi. Hatta OHAL kararnameleriyle istenilen kararlar da çıktı. O halde sizce neden böyle bir “baskın seçime” gidildi?

Tütüncü: AKP 2002 yılından bu yana verdiği sözleri yerine getiremediği gibi Türkiye’yi adeta işsizliğin, yoksulluğun, yolsuzluğun, adaletsizliğin, hatta zorbalığın egemen olduğu bir ortama taşıdı. Ayrıca dini siyasete alet ederek toplumu, inanç temelinde inananlar ve inanmayanlar diye ikiye böldü ve kamplaştırdı. Bu Türkiye’ye yapılabilecek en büyük kötülüktü. Aynı bağlamda ülkede korkuyu ve baskıyı egemen kıldı. Devletin, hukukun ve adaletin çivisini yerinden çıkarttı. Etnik ayrılıkları da körükledi ve böylece Türkiye’yi hem kendisiyle ve hem de dünya ile kavgalı duruma düşürdü. Bu olumsuzluklar karşısında milletimiz tepkisini referandumda “hayır iradesi” ile ortaya koydu. AKP’nin söz konusu politikaları aynen sürdürmekte oluşu milletimizin tepkisini daha da arttırmaktadır. Az önce değindiğim “Hayır” cephesindeki genişlemenin de asıl nedeni budur.

Öte yandan, yabancının parasına tamamen bağımlı hale getirilen Türkiye ekonomisi için eskisi gibi dış finansman bulunamayacağı gerçeği de net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Son aylarda ise dünya ticaretinde, ABD’nin empatiden uzak, bencil kararlara yönelmesi gerginlikleri hızla artırmış ve bizim gibi gelişen piyasalara yönelik küresel iyimserliklere de darbe vurmuştur. Türkiye’de dolar ve faizdeki yükselişin önlenmesi, ne yazık ki mümkün değildir. Bu yükseliş belli bir süre birbirini kovalayacaktır. Bunu kıdemli bir makro sosyo-ekonomik planlamacı gözüyle, üzülerek iddia ediyorum.

Daha da ötede, AKP’nin dış politikada yaptığı fahiş hatalarla Türkiye’nin dünyadaki saygınlığı ve politik manevra alanı yok edilmiş, ülkemiz dünya ölçeğinde bir yalnızlığa itilmiştir. Bu durum doğrudan ve dolaylı yabancı sermaye girişlerini ürkütmüştür, son aylarda ise caydırmaya başlamıştır.

İşte AKP, acilen uygulanması gereken yeni radikal politikaların, 2019 yılında yapılacak seçimlerdeki faturasının altından kalkamayacağını ve perişan olacağını da net olarak görmüştür. Bu nedenle “baskın basanın’’ anlayışıyla erken seçim kararı almıştır.

Ayrıca, ABD Başkanı Trump’ın son ahmakça hamlesiyle Filistin yangınını körüklemesiyle, Ortadoğu’daki jeopolitik riskleri, buradan kontrol edilebilmesi artık çok zor. Bundan en büyük zararı görebilecek ülkelerin başında da ne yazık ki, Türkiye gelmektedir. Millet olarak dua edelim ki, AKP’nin yaptığı yanlışların bedellerini ödemeden paçayı sıyıralım.

Sonuç itibariyle, hem Saray’da, hem de AKP Genel Merkezi’nde paniklemenin hızla artacağını ve giderek AKP örgütleri ile tabanına yayılacağını öngörmekteyim.

Bizim Web sitesindeki (chpileortakakil.com) ilk yazımın başlığı şöyleydi: “Ava Gitmeye Hazırlananlar Bilsinler ki Avlanacaklar.” Ne diyelim, memleket için hayırlı olsun!

Amuran: Bu seçimde muhalefetin amacı, demokratik standartların yükseltilmesi değil, var olan demokrasinin kurtarılması. Ya demokratik parlamenter sisteme dönüş ya da demokrasiye veda. Bu ortak kaygıyla oluşan seçim ittifakı da büyük önem taşıyor değil mi?

Tütüncü: Doğrudur. Oluşan seçim ittifakının öncelikli amacı, referandum öncesinde yetersiz de olsa, en azından var olan demokrasinin kurtarılmasıdır. Ancak tabii ki ana hedef bu değildir. Seçimlerde AKP, tarihin çöplüğüne gömülünce, Millet İttifakı en uygun sürede, Türkiye’yi çoğulcu-katılımcı/tam parlamenter demokrasiye kavuşturmalıdır. Böylece Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine yaraşır bir Türkiye’nin, yeniden önünü açmalıdır.

YARGI AYAĞINI ÖZELLİKLE TÜRKİYE’DE  DEMOKRASİNİN KİLİT TAŞI OLARAK GÖRMEKTEYİM

Amuran: Muhalefet partileri, “Parti il başkanından hakim yapmayacağız” dediler ve yargının “emir ve komuta altında olduğunu” dile getirdiler. Aslında bu genellemeye uymayan ve gelecek endişesi taşıdıkları için seslerini duyamadığımız nice yargı mensubu var. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak nasıl bir reform paketine ihtiyaç var?

Tütüncü: Az önce dediğim gibi, katılımcı-çoğulcu/tam parlamenter demokrasi... Benim anlayışıma göre bu sistem, “Millet egemenliğinin, yetkili kıldığı organlar (yasama, yürütme, yargı) eliyle kullanılması ve söz konusu organlar arasında da denge ve denetim mekanizmalarının oluşturulmasıdır.” Öte yandan, günümüz çağdaş anayasa anlayışında, söz konusu denge ve denetim mekanizmaları arasında, yargı erkine ağırlık kazandırılması yönünde de bir eğilim vardır. Demem o ki; yargı ayağını özellikle Türkiye’de demokrasinin kilit taşı olarak görmekteyim. Söyleşimize ait yer ve zaman olanağı çerçevesinde, bunun ancak bazı noktalarına işaret edebilirim. Yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak olan reform paketi; yargı bağımsızlığı ile yargıç güvencesini kayıtsız şartsız sağlamalı, Adalet Bakanlığı adaletin yönetimine karıştırılmamalı, aksine adaletin hizmetinde bulunacak bir konuma getirilmeli, HSYK bu bağlamda yeniden düzenlenmeli, adli kolluk çok güçlü oluşturulmalı ve Cumhuriyet Savcılığı’na bağlı olarak çalıştırılmalı, yargı kararlarına her koşulda uyulması sağlanmalı, davalarla ilgili zaman aşımları yeniden düzenlenmelidir.

Amuran: Devlette liyakat önemli. Ancak yetkililerin liyakata önem vermedikleri, aksine deneyimi az, siyasi kadrolarca ülkenin sorunlarını çözmeye çalıştıkları değerlendirmesi hep yapıldı. Başarısızlıkların nedenlerinden biri bu denildi. Nasıl bir yönetim reformuna ihtiyaç var?

Tütüncü: Yönetim reformunun en önemli ayağı “personel reformudur.” Özellikle kamuya personel tayininde, ahlaken eşit bir şekilde liyakat, ehliyet ve hakkaniyet ilkelerine göre sınav yapılması gerekirken, AKP iktidarında tamamen tersine hareket edildi. Yani ‘’biz kimliğine sadakat” veya “alnı secde görmek, başörtüsü, sakal” vs. gibi akıl ve ahlak dışı değerlendirmeler ön plana çıkarıldı. Bu çarpık ve acımasız uygulama yurttaşlar arasında ayırım yaparak, özellikle gençlerimizin fırsat eşitliği ve yarışma özgürlüğü haklarını gasp etmiştir. Milyonlarca ailenin güven ve umutlarını yok etmiştir. Öncelikle böyle uygulamalara son verecek düzenlemelerin acilen yapılması gerekir.

Amuran: Ekonominin ağır sorunları olduğunu görüyoruz yaşıyoruz. Bu nedenle siyasi partilerin vadettikleri reform paketleri inandırıcı güven sağlayıcı, gerçekçi olmalı ne dersiniz?

Tütüncü: Kesinlikle haklısınız. Özellikle CHP’nin önerdiği reform paketleri, hem Cumhuriyet’in ve hem de CHP’nin 100’üncü kuruluş yıldönümünü olan 2023 yılını hedef almalı ve 2023 yılında nasıl bir Türkiye (Yeniden Cumhuriyet Programı) vaat ettiğini gerçekçi ve inandırıcı bir şekilde ortaya koymalıdır.

BU KIRICI SÖYLEMLER AKP’NİN SİYASET YAPMA YÖNTEMİNDE BİLİNÇLİ BİR TERCİHİN SONUCUDUR

Amuran: Muharrem İnce, (halklı olarak), ”Ben meydanlarda entelektüel bir tartışma yapmak istiyorum” dedi. Uzun yıllar milletvekilliği yaptınız. Bu dönemde ki kadar siyasi diyaloglarda sert ve kırıcı söylemler olmuş muydu? Nereden nasıl bu duruma gelindi?

Tütüncü: Gerçekten siyasi diyaloglarda AKP dönemindeki kadar sert ve kırıcı söylemler olmamıştı. Ancak bilelim ki bu kırıcı söylemler, AKP’nin siyaset yapma yönteminde bilinçli bir tercihin sonucudur. AKP despotik devlet yönetimi anlayışıyla hareket ediyor. Bu modelin esası mağduriyet edebiyatı temelinde; sızlanma, şikayet, sorgulama, gerginlik, suçlama, hesap sorma, gerekirse kavga çıkarma, hatta topluma ayrılık tohumları ekme gibi taktiklerle yürümeye ve bunlardan siyasi rant sağlamaya dayanıyor. AKP bu modeli şimdiye dek başarıyla uygulamıştır. Ancak artık bunun sonuna gelinmiştir. Millet, siyaset adına yaratılan gerginlik ve kavga ortamından bıkmıştır, huzur içinde kardeşçe birlikte yaşamak istemektedir.

Amuran: Geçtiğimiz günlerde Muharrem İnce’nin HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’a yaptığı ziyaret sonrası Demirtaş’ın açıklaması gelecek için olumlu bir gelişmenin habercisi olabilir mi? Demirtaş “siyasi görüşlerimiz farklı olsa da, karşılıklı saygı çerçevesinde yürüteceğimiz seçim kampanyasının sonunda, kazanan kim olursa olsun, her hâlükârda toplumsal uzlaşı ve barış kültürüne katkı sunmuş olacağız” dedi. Nasıl bir katkı olabilir, seçim sonuçlarına yansır mı?

Tütüncü: Umarım yansır. Ancak HDP’nin en büyük açmazı, PKK terörü ile arasına hala bir mesafe koyamamış olmasıdır. Bu açmazdan kurtulamadığı sürece, Sn. Demirtaş’ın böyle söylemleri havada kalmaya mahkumdur. Öyle ki Sn. Demirtaş açıkça emperyalist anlayışın kuklası haline dönüşmüş olan, sözüm ona sol ideolojiye sahip, PKK’nın gölgesini taşımaya devam ediyor. Bu yolda yürürken de, onlara oy vermiş olan Kürt kökenli seçmenleri giderek kendisinden uzaklaştırıyor. Bakınız, 1987’de ilk Milletvekili olmadan önce, rahmetli Erdal İnönü zamanında Gn. Sek. Yardımcılığı yapmış ve özellikle Doğu-Güneydoğu bölgelerini siyaseten tanımış biri olarak konuşuyorum. Beni Sn. Sırrı Sakık ve Sn. Hasip Kaplan gibi kardeşlerim yeterince tanırlar. Onlara da sesleniyorum ve iddia ediyorum ki; Sn. Demirtaş, üzerindeki baskıdan kurtulup da, yüzünü Atatürk’e, Cumhuriyetin Kuruluş felsefesine, “Müdafaa-i Hukuk ve Kuvayı Milliye” anlayışına bir döndürebilse, HDP kısa zamanda bir Türkiye partine dönüşür ve Kürt sorunu da Türk Milleti’nin dinsel, tarihsel ve kültürel değer yargıları ile asil vicdanı çerçevesinde en iyi şekilde çözülür. Sevgili HDP’li siyasetçi kardeşlerimizin, bir gerçeği daha yeniden anlamaları gerekiyor:

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti denir”tanımlaması; hiçbir dinsel, mezhepsel ya da etnik farklılık gözetmeksizin, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yurttaşlarını ayrımsız kucaklayan, “insan odaklı bir yurtseverlik” anlayışını ifade etmektedir. Yani Türk Milleti, söz konusu anlayışı esas alan kavrayıcı ve birleştirici bir çatı kavramıdır. Bu itibarla, Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü ile kıvanç duymalıyız. Bu sözün aynı zamanda, “Ne Mutlu İnsanı Bilene ve Yurdunu Sevene” anlamına da geldiğini bilmeliyiz.

Bakınız size bu toprağın temel gerçeğini bir daha söyleyeyim: Atatürk’ün bu memlekete yaptığı “Türk Milleti”  aşısı kesinlikle tutmuştur. HDP’lilerin yapması gereken iş son tahlilde, onlara yar olması mümkün görülmeyen ABD-İsrail damgalı emperyalist güç odağından bir an önce uzaklaşmalarıdır. Cumhuriyetin eşit ve kadim yurttaşları olan Kürtlerin, kanatılmış olan yaralarının sarılması görevi, bir parçası oldukları Türk Milletinin işidir, görevidir.

YANDAŞ MEDYAYA YOLUN SONUNA YAKLAŞTIKLARINI HATIRLATMAK İSTİYORUM

Amuran: Olağanüstü halin devam ettiği bu süreçte, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, eleştirilerin hakaret olarak algılandığı medya olanaklarının eşit kullanılmadığı bir ortamda, seçim propagandaları için sağduyulu hareket etmek gerekiyor. Burada sorumluluk kimlere düşüyor?

Tütüncü: Öncelikle OHAL koşullarında Türkiye’yi seçime sokmanın ayıbını millete yaşatan AKP’ye, yazıklar olsun demek gerekiyor. Öte yandan yandaş medyaya, yolun sonuna yaklaştıklarını da hatırlatmak istiyorum. Bu koşullarda, özellikle muhalefet partileri sözcülerinin, soğukkanlı ve sağduyulu davranmaları, provokasyonlara neden olmamaları yaşamsal önemdedir. Esasen böyle de yürümektedirler. Kısa zaman içinde Sn. Cumhurbaşkanı, kavga edecek ve sataşacak kimseyi bulamayınca, hangi pabuçlarını giyecek doğrusu merak ediyorum.

Amuran: İdarenin görevleriyle ilgili çalışmalarında seçimlerde iktidara katkıda bulunacak uygulamalardan kaçınmaları önem taşıyor. Bu konuda en fazla YSK’ya sorumluluk düşüyor değil mi?

Tütüncü: Evet, en fazla sorumluluk YSK’ya düşüyor. YSK, ne yazık ki tarafsızlığı açısından kendini tartışılır konuma düşürmüştür. Umalım ki bu görüntüyü silecek bir tutum içinde olur. Ayrıca diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan yurttaşlarımızın da baskı ve korkulardan sıyrılıp cesaret ve sağduyuyu öne çıkaracaklarını ummaktayım.

Amuran: Sandık güvenliği, şu anda bir numaralı sorun. Seçmen listelerinde adı bulunmayanın “Ben oy veremiyorum, çünkü adım listelerde yer almıyor” deme hakkı yok. Seçmenden başlayarak bir sorumluluk paylaşımı var. Siyasi Partilere, meslek odalarına sivil toplum kuruluşlarına seçim güvenliği için bir çağrınız olacak mı?

Tütüncü: Evet olacak. “Seçimler sandıkta kazanılır veya kaybedilir” sözünün doğruluğunu çok kez yaşamış bir siyasetçiyim. 24 Haziran seçimleri Türkiye demokrasisinin, olmak ya da olmamak anlamındaki seçimleridir. Özellikle muhalefet partileri başta, demokrasinin temel taşları olan tüm meslek odaları ile sivil toplum kuruluşlarının seçim güvenliğinin sağlanması için sorumluluklarının gereğini yapmaları kesin bir zorunluluktur. Bu milletin gerçek yurtseverleri, cesaretle ve sandıklar çevresinde adeta nöbet tutmalıdırlar.

Amuran: Hükümete TBMM tarafından uyum yasalarıyla ilgili olarak KHK çıkarma yetkisi verildi. Bakanlıkların kuruluşu ve üst düzey bürokratların atanmasıyla ilgili kriterler seçimden sonra Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenecekmiş. KHK’lerle devlet yapısı değişecek. Eğer seçimlerde AKP başarılı çıkarsa, nasıl bir Türkiye bekliyorsunuz?

Tütüncü: Seçimleri AKP kaybedeceğine göre, kurulacak yeni hükümetin söz konusu KHK’ye ihtiyacı da kalmayacaktır. Aksine yeni hükümet TBMM’yi de arkasına alarak, Türkiye’de çoğulcu, katılımcı, tam bir parlamenter demokrasiyi kurma işine girişecektir. Bu işin en geç 2.5-3 yıl içinde bitirilmesi gerekiyor. Kısaca şunu söyleyeyim, seçimlerden sonra üzerinden çok ağır bir yükü fırlatıp atmış, Atatürk’ün işaret ettiği aydınlık geleceğe yeni bir başlangıç yapmakta olan umut dolu bir Türkiye bekliyorum. Yeniden Cumhuriyet diyecek ve ona sonsuza dek sahip çıkacak bir Türkiye bekliyorum.

Amuran: Hepimizin dileği bu. Bu özlü açıklamalarınız ve yorumlarınız için teşekkür ediyoruz.

Tütüncü: Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Kaynak: www.odatv.com

Kaynak: Editör: İzzet MEDE
 
Etiketler: ENİS, TÜTÜNCÜ, "CHP, ORTAK, AKIL, PLATFORMU"NU, ANLATTI,
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
30
0
2
3
9
14
2
Kasımpaşa
26
0
4
2
8
14
3
Antalyaspor
26
0
5
2
8
15
4
Beşiktaş
25
0
4
4
7
15
5
Yeni Malatyaspor
25
0
4
4
7
15
6
Trabzonspor
25
0
4
4
7
15
7
Galatasaray
25
0
4
4
7
15
8
Atiker Konyaspor
21
0
4
6
5
15
9
Sivasspor
21
0
4
6
5
15
10
MKE Ankaragücü
20
0
6
2
6
14
11
Bursaspor
19
0
4
7
4
15
12
Göztepe
18
0
9
0
6
15
13
Akhisarspor
16
0
7
4
4
15
14
Alanyaspor
16
0
9
1
5
15
15
BB Erzurumspor
14
0
7
5
3
15
16
Fenerbahçe
14
0
7
5
3
15
17
Kayserispor
12
0
8
3
3
14
18
Çaykur Rizespor
11
0
6
8
1
15
Arşiv
Haber Yazılımı