Yazı Detayı
16 Nisan 2020 - Perşembe 17:56
 
HOCAMIZ NEDİM MENEKŞE
ESAT CAN
 
 

Onlar,
Köy çocuklarıydı.
Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda.
Kavrulmuş ekinler gibiydiler.
Geldiler,
Yalın ayakları

Ve
Yırtık mintanlarıyla geldiler,
Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye. [1]

 

Tasvir ve söyleyiş ustalığı ile kaleme alınmış bu mısralarda şair, bize bir nesli tanıtıyor. O nesil ki, çoğu, günümüzden doksan küsür yıl önce ve yine günümüzden çok farklı bir Türkiye’de gözlerini dünyaya açmış, kaderleri eza ve cefa olan memleket çocukları… Onlar, üst üste on yıl boyunca savaşmaktan yorgun ve bitkin düşmüş, aydın ve gençlik servetini cephelerde tüketmiş, insanlarının yüzde doksan altısı okuma-yazma bilmeyen, yüzde sekseni köylerde yaşayan, bir toplu iğne bile üretme imkânı ve kudreti olmayan, tarife sığmaz yokluk ve sefalet içindeki bir memleketin çocukları… Fakat artık düşman kovulmuş, savaş bitmiştir. Şimdi Atatürk’ün deyişiyle, yeni ve daha büyük bir savaş başlamıştır. Türk milletinin geriliğe, yoksulluğa ve cehalete karşı savaşı…

28 Mart 2020 Cumartesi günü kaybettiğimiz hocamız Nedim Menekşe işte o savaşın kahramanlarından biri idi. O ve arkadaşları, cansiperâne bir gayretle çalışarak, evvelâ,  bir bozkır parçasından ibaret olan Kepirtepe’ye hayat verdiler. Dersliklerini yaptılar,[2] yatakhanelerini yaptılar[3], dört bir yanını ağaçlandırdılar[4] ve oradan feyz aldılar. Zihinleri bilgi ve fikir, kalpleri azim ve heyecanla dolu olarak köylerine döndüler;  bir yandan köy çocuklarına diğer yandan halkımıza ışık olabilmenin çabasına giriştiler.

Hocamız Nedim Bey; sükûnet, itidal, nezaket, kısaca beyefendiliği ile temayüz etmiş bir insan idi. Edindiğimiz pedagojik bilgi ve beceri için borçlu olduğumuz kıymetli rehberlerimizden biri odur. Fakat o ve onun neslinin en başta dile getirilmesi gereken iki büyük meziyeti vardır ki, sözün burasında altını çizerek kaydedelim:

Onlar, mesleklerini çok seviyorlardı.

Onlar, ülkemizi çok seviyorlardı.

Aramızdan bir bir ayrılıp giden bu eğitim çınarlarının yerlerini doldurma sıkıntısını devlet ve toplum olarak sürekli hissedeceğiz. Zira o hoca devrelerinin her şeyden önce bir “ruh”u vardı. Yıllar ve dönemler içerisinde, öğretmen yetiştiren kurumların duvarlarından “köy enstitüsü” tabelâsını indirdik, “öğretmen okulu” tabelâsını indirdik, “eğitim yüksek okulu” tabelâsını da indirdik. Şimdi o duvarlarda “eğitim fakültesi” tabelâsı var. Ama itiraf edelim; isim değiştirme ile iş bitmiyor, biz, gidenlerin ardından asıl o “ruh”u kaybettik.

Bütün meslek hayatını ve birikimini yazı ve kitaplarına aktarmış Nedim Bey Hocamızın sadece birkaç yazısını okumak bile o “ruh”u görmek ve anlamak için kâfidir. Meselâ 1952 yılında yayımlanan Bizim Sesimiz adlı dergide, bizim söz konusu ettiğimiz fikir, zihniyet ve inancı o,  “millî ruh” diye isimlendirir. Aynı yazıda “millî” kelimesinin dört defa geçmesi de yine dikkat çekicidir: “Milli bir dava”, millî dava”, “derin millî iman”, millî ruh”… Hoca bu yazısında köy kalkınmasını “millî bir dava” olarak nitelerken-1940lı ve 50li yıllarda bulunduğumuzu unutmayalım- kendi neslinin meslek macerasını da veciz bir şekilde ifade eder:

 

                           “O mezunlar ki, binbir maddi ve manevi mahrumiyete katlanarak,

                            Üzerlerine almış oldukları millî davayı tahakkuk ettirebilmek için

                            Fikri ile, bedeni ile sade ve sade çalışmışlardır.” [5]  

 

Onun ve arkadaşlarının“derin millî iman” nitelemesiyle kastettikleri ise köy kalkınmasını tahakkuk ettirme emelinin yanı sıra “milletimiz için gerçek bir ihtiyaç, hayatî bir ehemmiyet arzeden ilköğretimin yüzde yüz seviyesinde gerçekleşmesi hayalini hakikat yapabilmek”[6] idealine akıllarının bütün gücü, kalplerinin bütün heyecanıyla inanmış olmalarıdır.

Diğer taraftan kıymetli hocamızın söz konusu yazısında rahatlıkla fark edilen fikir kapasitesinin genişliği, kelime hazinesinin zenginliği ve ifade kudreti onun ve neslinin yetişme derecesini ortaya koyan net ve dolayısıyla tartışılmaz kıriterlerdir. Onun bu yazıyı kaleme aldığı tarihte henüz yirmi dört yaşında olduğunu burada ayrıca belirtelim!  

O artık hafızalarımızda dersleri, yazıları ve kitaplarıyla;  gönüllerimizde güzel insan haliyle yaşayacak. Hocaların ilk ve asıl eserleri, meslek hayatları boyunca yetiştirdikleri binlerce öğrencidir. Nedim Bey’in diğer eserleri ise her biri yıllar içerisinde oluşturulmuş, yoğun emek mahsülü kitaplarıdır:

Kuruluşundan Günümüze Kepirtepe,

  Köy Enstitüleri Gerçeği,

 Köy Enstitülerinin 70. Yılı

Bu kıymetli ürünlerin yeni baskılarının yapılması, gazete ve dergi sahifelerinde kalmış yazıların derlenip kitaplaştırılması, öğrencilerine ve sevenlerine ait bir görevdir. Durmak bilmeyen bir şahsiyet olarak hocamız, Kepir Günleri’nin hayata geçirilmesinde ve Kepirtepeliler Eğitim Vakfı’nın (1996) kurulmasına öncülük etmiş, daha sonra da Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin (2008) kurulmasına  yine kılavuzluk etmiştir. Bu kurumları da onun eserleri olarak saymamız gerekir.

Bizim millet olarak millî meziyetlerimiz olduğu gibi, maalesef millî kusur ve zaaflarımız da vardır. Bu zaaflarımızdan biri, seçkin insanlarımızın değerini ancak onlar öldükten sonra fark etmemiz, sağlıklarında yıllar ve yıllar öncesinden beri hak ettikleri hürmet ve takdiri çok gecikmiş olarak göstermeye başlamamızdır. Zarif bir adam olan hocamızın hoşgörülü bir insan olduğunu onu biraz tanıyan herkes bilir ama, kendisine ait olan şu cümle onun, belki de vefatına kadar yaşadığı hüznü ve gönül kırıklığını ifade ediyor:

                          “1976 yılında mesleğimin en verimli çağımda

                             sırf  köy enstitüsü mezunu olduğum için

                           sorgusuz sualsiz Erzurum’a sürgün edilmeseydim

                           daha uzun yıllar Kepirtepe’de çalışabilirdim.”[7]

 Kepirtepe’nin temelini kazmış, taşını taşımış, harcını karmış nesilden cefakârlık örneği bir insanı politik ve ideolojik taassupla elli yaşında Erzurum’a sürmenin mahcubiyet ve hattâ utancı bizi hep rahatsız edecek.

Diğer taraftan ona karşı son görevimizi de lâyıkı ile yapamadığımız için ayrıca müteessiriz. Zira aziz hocamızın vefatı, hem ülkemizi hem dünyayı tehdit eden bir salgın zamanına rast geldi ve onun için normal bir cenaze töreni yapmak bile mümkün olmadı. Son yolculuğunda onunla beraber olamadık.

 Kepirtepe, bir tarihî hafızasını, bir bilgesini kaybetti.[8] Ömrünün büyük bir kısmını Kepir’e vakfetmiş olan  hocamız, Burgaz’ın eski mezarlığına değil de yeni mezarlığına defnedilmeyi vasiyet etmiş. “Zira benim ömrüm Kepir’de geçti. Yeni kabristan Kepir’e yakın ve orayı görüyor.” demiş. Şimdi o, Kepirtepe’ye bakan kepir toprakta ebedî uykusunu uyurken kendisine en içten dualarımızla sonsuz rahmetler; ailesine  de sabır ve baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın. Hocamızın yetmiş yıllık hayat arkadaşı, saygıdeğer  Vahide Hanım’ın, şimdiye kadar olduğu gibi, çocuklarıyla birlikte olarak ve torunlarının mürüvvetini görerek sağlık ve âfiyet içinde ömür sürmesini temenni ediyoruz.

 

[1] Özbek İncebayraktar’ın Köy Enstitüleri şiirinden.

[2]…okul binasının temellerine büyük bir merasimle başlandı. Bir yandan temeller açılıyor, bir yandan da muvakkat binalarda yemekhaneler yapılıyordu. Bozkıra bir yuva kurmaya azmeden öğretmen ve talebe gurubu, yiyeceğini - içeceğini, malzeme ve âletini, kısaca, her şeyini 4,5 kilometrelik bir yoldan taşıyarak 40 metre uzunluğunda ve 8 metre genişliğinde üç katlı bir okul binasının temellerini büyük bir başarı ile bitirdi. Kısa bir zamanda, güze doğru bozkırda üç katlı muazzam bir okul meydana geldi. (Nedim Menekşe, Kuruluşundan Günümüze Kepirtepe 1940-2000, Lüleburgaz 2001, s.18)

[3]Kepirin ana binası 1939 yılı öğretmen okulu olan, ama köy Enstitüsü programlarının uygulandığı dönemde yine öğrenci emeği ile yapılmıştır. Bu ilk dönemde öğrenci eli ile yapılan binalar, öğrenciler tarafından çıkarılan “KEPİRDEN KÖYLERE isimli dergide şöyle sıralanmaktadır: Okul Binası (Ana bina, Ahır, Yatakhane binası, yemekhane binası (geçici), Çamaşırhane, Mutfak, Üç adet öğretmen evi, Atölyeler, İşlik, Santral binası, Değirmen, Kümes, Büyük yemekhane…” (Nedim Menekşe, “Kepirtepe’den Yayılan Işık”, Lüleburgaz Görünüm gazetesi, 16 Nisan 2013. s.2.)
 

[4]Yayından boşalmış bir ok gibi aktık

    Dikenli göğsüne temeller attık

   Toz duman içinde kara Kepir’de

   Yeşile bürünmüş hayat yarattık  Abbas Bartan (Nedim Menekşe, Kuruluşundan Günümüze Kepirtepe, s. 43.)

 

[5] Nedim Menekşe, “Köy Enstitüleri Tarihe Karışırken”, Bizim Sesimiz Dergisi, S.1, Kasım 1952, s. 10-11.

[6]  Nedim Menekşe, “Köy Enstitüleri Tarihe Karışırken”, s. 10.

[7] Nedim Menekşe, “Kepirtepe’den Yayılan Işık”, s.2.

[8] Mustafa BARIŞ, Kepirtepe Öğretmen Okulu  mezunlarından.

 
 
 
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , HOCAMIZ, NEDİM, MENEKŞE, , , ,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Arşiv
Haber Yazılımı