Yazı Detayı
27 Temmuz 2021 - Salı 17:31
 
GEÇMİŞTEN GELECEĞE İNSANA DAİR HER ŞEY - KENTİMİZİN ÖYKÜSÜ -2 KENTİMİZİN ÖYKÜSÜ – 2
AHMET RODOPMAN
 
 

Geçen  sayımızda yayınladığımız yazımızı, teknik nedenlerden dolayı okumakta zorlanan bazı dostlarımızın uyarılarını göz önüne alarak, bundan sonra belirli değişiklikler yaparak yazılarımızı daha anlaşılır, okunabilir ve daha kısa bölümler halinde sizlere ulaştırmaya çalışacağız.

Kentimizin öyküsünü oldukça eski zamanlardan başlayarak günümüze kadar getirmeyi amaçlamamızın nedeni; insanın bilmediğini sevmesi, öğrenmediğini benimsemesi çok ama çok zor olduğundandır. Bizim kuşağımıza kentimizin geçmişi ile ilgili pek bir şey öğretilmediği için olsa gerek, geleceği ile de çok  ilgilenemedik sanırım. Buna bağlı olarak da önemseyemedik kentimizi, bu kentte yaşayanları ve yaşananları. Uzak kaldık kendi öz bağlarımızdan, toprağımızdan ve bu topraklarda var edilen 7.000 – 8.000 yıllık kültürümüzden. Bundan önceki yazımızda sadece Trakya’ da değil, Balkanlar’da ve Avrupa’nın da büyük bir bölümüne henüz insan ayağı değmemişken, Kırklareli ve çevresi gezer göçer, avcılık ve toplayıcılıkla yaşamlarını sürdüren insan topluluklarının beğenip yerleştikleri yerler olmuştur. Ancak bizler bu tarihsel gerçekleri ne yazık ki oldukça geç öğrenebildik. Trakya’nın tarihi ile ilgili cumhuriyetten önce çok az inceleme yapılması bu konuda ki cahilliğimizin önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Elimizde Bulgar Arkeologlarının ve Rum Din adamlarının yazdığı bir kaç kitaptan başka bir şey kalmamıştır.

Bu ülkenin en büyük şansı olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ un kişisel girişimleri ile Cumhuriyetin daha ilk yıllarından başlayarak Anadolu ve Trakya tarihine önem verilmiştir. Eldeki kıt olanaklarla araştırmalara başlanmış, özellikle Atatürk’ ün kendi maddi imkanlarını kullanarak başlattığı kazıları Prof. Arif Müfit Mansel  yürütmüş ve Trakya’ nın tarih öncesi yıllarına ait pek çok kalıntı ortaya çıkarmıştır. Taş Devri, Tunç Devri, Demir devri buluntuların önemli bir bölümü İstanbul ve Edirne müzelerine kaldırılmıştır. Özellikle o yıllarda Höyük ve Tümülüsler de inceleme kazıları yapılmıştır. Trakya’ da 1000 in üzerinde Tümülüs saptanmış, ne yazık ki pek çoğunun işgalci Rus, Bulgar ve Yunanlılar tarafından bilinçsizce açılıp, dağıtıldıkları görülmüştür. Bu arada definecilik bahanesi ile yasak kazı yapıp, tarihi geçmişimizi talan eden art niyetlileri de sayarsak, geçmişimiz ile ilgili pek bir şeyin kalmadığını sanmıştık. Kırklareli’ nin tarihinin 1362 yılında Osmanlı’ ların şehri alması ile başladığını sanarak ilk, orta ve lise yıllarımızı geçirdik. Genellikle 600 yıl gibi bir tarihimizden söz ediyorduk 1982 yılına kadar. Ve ne yazık ki az sayıda mirasımız kalmıştı yöremizde o yıllara ait. Oysa Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’ ın Aşağı Pınar (Salhane) kazısına başlayıp ilk katmanlara ulaşması ve çıkarılan kalıntılarla ilgili bilgilerin yayınlanması ile birlikte, ne denli önemli bir toprağın üzerinde yaşadığımızın farkına varabildik. Bir süre sonra kazı alanının biraz ilerisinde bir kısmı tren yolu yapımında hasara uğradıysa da çok önemli kalıntılara sahip olan ‘’Kanlı Geçit’’ antik yerleşim alanının bulunduğu anlaşılmıştır. Her iki yerleşim yerinde yapılan karbon testleri ile M.Ö. 5.900 -5.800 yılları tarihlenince Arkeologların ilgi alanı haline gelmiştir. 40 yıla yaklaşan bir sürede derinleştirilen kazı çalışmaları ile Kentimizin Trakya da en eski ve önemli yerleşim yerlerinden biri olduğu kanıtlanmıştır. Şimdi hepimiz tarihimizle öğünebileceğimiz, kentimizin hemen bitişiğinde yer alan Aşağı Pınar ve 300 metre kadar ilerisinde ki Kanlı Geçit gibi iki olağan üstü ören yerine sahip olmanın sevincini yaşıyor olmalıyız. Çağdaş müzecilik anlayışı ile yaşayan bir antik yerleşimin, ilk köylerden birisinin anlamlı modellenmesini görmeye gittiğinizde, ne değerli toprakların üzerinde yaşadığımız anlaşılmaktadır. Böylece de belki tarihimizle ilgilenip, bilgilenme gereksinimi duyan yani bir neslin yeşermesi de sağlanacaktır.

Öykümüzü sürdürdüğümüz de bu toprakların ne denli sevda ve hüznü birlikte taşıdığını, sevinçli günlerinden çok, işgaller, yıkımlar ve yakılmalarla geçen o binlerce yıla karşın insanoğlunun yine de bu toprakları terk etmediğini göreceğiz. Tarih bizlere 30 a yakın büyük işgal ve yok edilişlerin acıklı sahnelerini sunsa da, yine küllerinden doğmasını başaran Trakya insanının hayata tutunuşlarını göstermektedir. Yine yapan, yaratan insanımızın teriyle suladığı, tırnağı ile kazdığı bu eşsiz topraklara, her yok oluşundan sonra tekrar hayat verip, acılarını türkülerine gömerek, insan olmanın bilinci ile yine de çalıp oynayarak 7.000 yıl öncesinden seçilip, yurt edinilen bu topraklara tutkunluğunu göstermektedir. Umarım daha bir 7.000 yıl geçse de, bizler yok olup gitsek de, torunlarımızın torunları ve onlardan da daha sonraları insanlık bilinçlerini kaybetmeksizin, bu toprakları ve kentimizi çok daha yaşanılabilir bir hale getireceklerdir. Sevgili kentimizin, bundan sonra hepimizin vazgeçemediği sevinç kaynağımız olması dileklerimle.

 
 
 
Etiketler: GEÇMİŞTEN, GELECEĞE, İNSANA, DAİR, HER, ŞEY, -, KENTİMİZİN, ÖYKÜSÜ, -2, KENTİMİZİN, ÖYKÜSÜ, –, 2,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Arşiv
Haber Yazılımı