Yazı Detayı
22 Mayıs 2021 - Cumartesi 19:19
 
GEÇMİŞTEN GELECEĞE İNSANA DAİR HER ŞEY
AHMET RODOPMAN
 
 

 

Merhaba,

Doğduğum, büyüdüğüm, 50 yıl ayrı kalsam da , gözümde, gönlümde yeri ve sevgisi hiç eksilmeyen kentimin güzel insanlarına seslenme olanağını bana tanıyan gazetemizin değerli yöneticilerine teşekkür eder, gelen sayılarda ‘’Geçmişten Geleceğe İnsana Dair Her Şey ‘’ sayfalarında,  kentimize ve dostlarımıza dair pek çok  konuyu birlikte öğrenip, birlikte tartışarak, düşünceler üretmeye çalışmak üzere tekrar merhaba.

                                 

KENTİMİZİN ÖYKÜSÜNE GİRİŞ

Her yeni başlangıcı büyük bir sevinç ve ümit ile karşılamak insanlık tarihinin en belirgin özelliği olmuştur asırlardan bu yana. Gelişimin temelini de bu özelliğimiz atmıştır. Her yenilik karanlığa yakılan bir kibrit, toprağa atılan bir tohum, okuma yazma öğretilen insan, doğduğu anda ilk çığlığı ile dünyaya merhaba diyen bebektir bence. Başlangıçtan sonra nerelere varılacağı insan malzemesindeki donanıma bağlı tabiî ki . Orada da iş insana kalıyor yine. Bakarsan bağ oluyor, bakmazsan dağ oluyor. Onun için gazetemizin, dünya için küçük, sevgili kentimiz için büyük anlamı olan bu yeniliğini önemsiyorum.

Bu ilk yazımızın ismini belirlemekte çok zorlandım diyebilirim. Öncelikle Kırklareli’ ye özgün olmasını, sonra geçmişten geleceğe taşınan bir yaşam biçimini hatırlatan olmasını ve bu hatırlatışın kuru bir tarihsel anlatım değil de,  kentimin insanına  yakışan cana yakınlık ve canlılık söylemleri ile tamamlanmış olmasını istedim. Evet kentler, içinde onu var eden insanlarla birlikte olduğu zaman anlamlıdırlar. Yani yaşayan kentler, yaşanmaya anlatılmaya değerdirler. Bu yaşanmışlıklarında toplu veya ayrı ayrı bireysel öyküleri vardır. İşte bütün bu öykülerin toplamı da o kentin yaşayan öyküsünü oluştururlar.

İnsanlık tarihi boyunca düşünürler kent ve insan ilişkisi üzerine kafa yormuşlardır. Düşünürlerin büyük bir kısmı, insan ve kent ilişkisinin birbirine benzerlikleri konusunu işlemişler, sanki bir birinden farklı düşünülemeyecek kavramlar olarak nitelendirmişlerdir. Ünlü düşünür Farâbi, yapıtlarında insan bedenini, kentin bütünlüğü ile benzeştirerek konuyu derinlemesine incelemiştir. Kentin merkezi toplanma alanını, bedenin kalbine, cadde ve sokakları damarlarına, yöneticileri ise beynine benzetmiştir. Kentin de insan gibi hareketli, canlı ve değişken bir gücünün olduğunu belirtmiştir. Bu güç zaman içerisinde ruh, özne, duruş, töz gibi kelimeler ile anlamlandırılmaya çalışılmışsa da, hiç biri kentin devinimli yaşantısını karşılayacak bir sözcük olarak kabullenilememiştir. Ben yazılarımda çok değişik kelimelerle ifade edilebilen sözcüğü, ‘’Kentin öyküsü’’ olarak kullanmayı yeğledim. Çünkü bir kentin öyküsünün, insanlar tarafından oluşturulduğu ve o insanlar tarafından var kılınan ve o mekana kimlik ve kişilik kazandıran ‘’şey’’ olduğunu düşünmekteyim. Dolayısı ile o kentin gizemli öyküsünü, söz konusu kentin tarihi, kültürü, mimarisi, musikisi, edebiyatı, sanatı, folkloru(Halk Bilimi), maddi ve manevi zenginliği, kişilerin kulağına fısıldadığı destanları, söylenceleri, menkıbeleri, o kentte yetişen seçkin insanların yaşantıları ve yaptıkları ile değerlendirilerek ortaya çıkarılabileceği ve yazılabileceğini düşünmekteyim. Bu nedenle de çok sevdiğim Kırklareli Kentinin Öyküsünü hep birlikte yazmayı, gelecek kuşaklara da efsaneler ve gerçeklerle dopdolu bir Kırklareli öyküsü sunmayı düşündüm. Bu öyküde her şeye, her kese yer var. Yeter ki Kırklareli’ ye, insanına, havasına, suyuna, taşına, toprağına, ağacına, otuna ait olsun.

Kentlerin öyküsünde en önemli unsurda şüphesiz insan varlığıdır. Onu çekip alırsanız içinden kent sadece taştan, topraktan ibaret terk edilmiş bir harabe halini alır. Onun içinde insan varlığı bir kentin en büyük zenginliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Belki bu yüzdende biz kentimizi böylesi büyük bir sevgi ile sevmekteyiz. Bilindiği gibi kentimizde bir çok kentte olan, görünen  şekilde tarihi kalıntılar, kaleler, surlar, büyük büyük camiler, binalar yok denecek kadar  az sayıda kalmıştır. İleride sözünü edeceğimiz gibi antik çağlardan başlamak üzere 20-25 kez düşman işgaline uğrayan kentte taş taş üzerinde bırakılmamış ki tarihi eser bulabilelim.

Kırklareli ve yöresi son 200 yıllık tarihinde savaşlar ve göçler ile öylesine perişan hale düşmüştür ki, ancak  Cumhuriyet döneminde kendini toparlayabilmiştir. Bu dönem için de öğünebileceğimiz, okuyup yetişen insanlarımızın yurdun dört bir yanına dağılıp, işlerinde başarılı olmalarıdır. Cumhuriyetimiz ile birlikte başlayan okuma yazma seferberliği, okulsuz köy bırakmama uğraşları ile kentimiz, ülkemizde en yüksek okuma yazma bilenler ve yüksek tahsil yapanlar sıralamasında üst  düzeye çıkmıştır. Bunun yanında çalışılabilecek ,iş kollarından yoksun bu sınır kentinin okuyan çocuklarının zorunlu olarak iş bulabilecekleri diğer kentlere gitmesi, Türkiye’ nin kazancı olsa da, Kırklareli’ nin değerlerinin azalmasını getirmiştir. O değerler ki gittikleri her yerde, çalışkanlıkları, bilgi, beceri ve insanlık değerleri bakımından üstünlüklerini kanıtlamış olmalarına karşın, ne yazık ki pek çoğu dönüp, doğup büyüdükleri topraklara sahip çıkmamışlardır. Oysa  Kaynarca’lı değerli yazarımız Erdoğan Kantürer’in Tearos adlı kitabında dediği gibi ‘’Herkesin doğduğu yere bir borcu vardır’’. Ve bu borcu ödemek için elinden geleni de yapması gerekir diyor. Bizlerde kendi topraklarımıza olan borcumuzu ödemek içinde sevgili Kırklareli’  mizin öyküsüne sahip çıkmaya çalışıyoruz.

Kentimizin Öyküsüne sahip çıkmamızın başlangıcını, yapılmış ve yapılacak çalışmaları değerlendirmek amacı ile geçen yıl değerli arkadaşım Mehmet Akın Güre tarafından oluşturulan’’Kırklareli Yerel Tarih Grubu’’ nu kurarak yaptık. Böylece, kentimizin ilk taşının konulması ile başlayan tarihinden itibaren günümüze kadar geçen zaman içerisinde yaşadığı acı tatlı olaylarını, ürettiği zengin kültürünü, Halk Biliminin ışığı altında eski, yeni ama insana dair ne varsa gün yüzüne çıkarma uğraşı içine girmiş bulunuyoruz. Bu uğraşıda Kırklareli ile ilgili bilgi, belge, anı, söz veya yazı ile bu öyküde yer almak, bu çorbada bir tutam da olsa tuzu bulunmasını isteyen herkese açık bir çağrımızı burada da tekrarlamak istiyorum.

Çok kimlikli, farklı kültürlü birlikte yaşamı, sorunsuz olarak uzun yıllardan beri sürdüren Kırklareli’ nin bu başarısı, insanlık değerlerine bağlı kalıp, çağdaş yaşam ilkelerini yaşama geçirmesinden kaynaklanmaktadır. Öykümüzün en güzel yanı da bu yönde olanların oluşturdukları tabloyu anlatmak olacaktır. Hep birlikte öykümüzü tamamlamak umudu ile herkese işlerinde başarılar, sağlıklı, mutlu günler dilerim.

 
 
 
Etiketler: GEÇMİŞTEN, GELECEĞE, İNSANA, DAİR, HER, ŞEY,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Arşiv
Haber Yazılımı